Çocuktuk, ufacıktan biraz büyüktük.Uyanır uyanmaz baba çoraplarını birleştirip evin içinde top oynamıştı bazılarımız.Herkesin evinde atari yoktu.Kahvaltıda turşu yediğimizden tekrar acıkmıştık.Benim dudağımda incir yemekten çıkan bir uçuk vardı.Ordu'nun dar mahalle aralarında bin çocuk, zillere basıp kaçarken, çocuklara yaraşır bir biçimde şendik.Bayram günlerinden bir gündü.Hangi bayramdı hatırlamıyorum.O sıralar bunu Tansu Çiller bile karıştırıyordu.Mahallede bir Firuze vardı.İki yaş büyüktü benden.Annesi saçlarını çok güzel bağlardı.Aramıza pek karışmazdı ama kucağında ekmekle bakkaldan dönerken bizim evin önünden geçince benim küçük aklımı karıştırırdı...Onun geçtiği zamanlar evde olursam bombeli pencere demirine yerleşir, deterjanlı köpükleri yuvarlak halkanın içinden ona doğru üflerdim.
Kapı önü akşamları
Saksıda son sardunyalar...
Bayramlık entarilerini giymişti Firuze o gün. Ailesiyle beraber o günün lüks arabalarından sayılan Tempralarına biniyorlardı.Şehir içindeki fındık bahçelerinin yerinde şimdiki kadar otopark yoktu.Rahmetli Kamil Sönmez 'ah yine yeşillendi fındık dalları/acep n'olacak yarin halları' derken, Sezen Aksu bu dünyanın hak etmediği güzel şarkılarının birinde 'kıskanır rengini baharda yeşiller' diyordu.Bense az sonra, kırmızıyı tuttum kurallar benden deme bahanesiyle kırmızı Tempranın önüne yatmış vaziyetteydim.Firuze'nin babası ensemden tuttuğu gibi, 'n'apıyon lan Fehmi'nin sıpası!' diyerek dayımın Almanya'dan getirdiği Bayern Münşen formasının yakasını yırttığı an gözüm çukurda kalmış yeşil bir miskete takılmadan edemedi.Ama sizi temin ederim duygularım, Firuze'nin beni o halde görmesindense Tempranın tozluklarına yapışıp kalan inatçı bir kir olmayı tercih ediyordu.Bunu bir ben bilirim, bir de söylenmesi icap eden anlarda akledemediğim bir araba lafın kafamın içinde dönüp duran kasetleri bilir.(Yıllar sonra lise yıllarımda yarısını denizin rüzgarına ikram ettiğim sigaraları da şahit yazmamızda bir mahsur görmüyorum.)Firuze'nin annesi arabadan inip kocasını engellemeye çalışmasaydı yere o kadar sert düşmeyebilirdim. Firuze'nin babası patozun fındık kapçuğunu silkelediği gibi bir hışım ile ensemi bıraktığında, yere iki seksen uzanışımla eşzamanlı olarak meydana gelen depremin merkez üssünden,Firuze'nin yeşil gözlerini yakalamaya çalıştım.Ama beni arkadaşlarım kaldırdı yerden.Onları iteledim,erkeklik gururunu da kimseye bırakmıyordum.Henüz erkek olmamıştım,Marmara Depremi de olmamıştı.
Ah, ne kahraman ne cesur
Ne güzel çocuklardık!
Kanayan dizlerimi Bayern Münşen formasıyla kapatarak oturduğum yol kenarında, başımı aşağı eğmiştim.Sessiz sessiz akan gözyaşlarım yol kenarı oluklarında dünden kalmış kağıt gemileri yerinden oynattı oynatacaktı.Arkadaşlarım ise,anlamını idrak etmedikleri birtakım küfürler savurarak, Tempranın arkasından bağırıyor,benim intikamımı almaya çalışıyorlardı.Ne bilecektim Firuzelerin Ordu'dan İstanbul'a taşındıklarını.Hem zaten İstanbul neresiydi ki? İstanbul'un neresi olduğunu öğrendiğim zamanlar,Almanya'nın Boztepe'nin arkasında olmadığı öğrendiğim zamanlara denk düşüyordu.
İlk sevda ilk gözyaşları
Yolları gurbete bağlar
Eve girer girmez yırtık formayı fark eden külyutmaz anneme 'ben kavga etmedim ki' demiştim.Sonra olayın aslını öğrenince bir güzel ilenmişti adama!Bir dayak da evde yemiştim.Aslında o mahallenin ölçülerine göre benim yaptığım 'feşellik' yani yaramazlık bile sayılmazdı.Mesela Görkem,akşamları sapanla yarasa vurur sonra da onları eline alıp diğer çocukları korkuturdu.O babasından dayak yerdi hep ben de annemden.Anne dayağını baba dayağına yeğlerim elbette.O akşam küçük bir hadise daha yaşanmıştı.Ben ikisini birden ağzıma attığım şıpsevdi sakızlarını şişirip patlatırken, kardeşim de aynısını yapmaya çalışıyordu ama beceremiyordu.Mutfakta biriken çöpün dışarı atılması gerekiyordu.Benimle girdiği son yarışı kaybeden kardeşim,elime tutuşturulan dolu çöp poşetini alıp kendisi atmak isteyince gülerek karşıladık ama engel olmadık.Bir dakika sonra gökyüzünde 'ay'ı gören kardeşimin çığlık çığlığa 'ay görüldüüü ühühhü!ay görüldüü ühühhü!' diye bağırışını duyduk.Nasıl bir korkuysa artık!Kardeşim eve geldikten sonra evde geçen konuşmalardan, balkondan onu sakinleştirmeye çalışan,kardeşime ayın korkulacak bir şey olmadığını anlatan komşumuz Hatice Teyze'nin, Firuzelerin taşındığı evin ev sahibi olduğunu anlamıştım.Kiracılık ne demekti onu bilmiyordum tabi.Köyden şehire işi düşen bizim eve damlardı daima.Annem de onların bir an önce gitmesini isterdi.Ben de, bir misafiri sevdim mi gitmesin diye kapının önünde bile yatardım.Çünkü misafir varken sergilediğim marifetlerden en az birinin oklava yemeyi gerektirecek bir feşellik olduğunu annemin kaş göz işaretlerinden anlardım.Bunlardan en tehlikesizi, babamın 'afarım(aferin) yavrum afarım! diyen arkadaşları geldiği zaman, okuma yazmayı söktüğümü defter kalem getirerek ispatlama çabalarımdı.Annemin tadını kaçıracak başka bir şey yapmadıysam, genellikle hısım-yabancı ayırmadan bütün misafirlere,annemin her seferinde başka bir yere sakladığı aile albümünü gösterdiğimde böylelikle bunu başarırdım.
Ah,kaldırımlar biliyor
Bir devir muhteşemdik!
Bir Ağustos ayıydı.Yine gereğinden fazla kalabalık bir halde toplanan büyükler,peş peşe demlenen demliklerden içilen çaylar eşliğinde avluya toplanmış sohbet ediyorlardı.Hava sıcaktı.Bıyıklarımın yeni terlediği yaşa basmıştım.Okul olmadığı için hangi günün hangi günü takip ettiğini bilmiyordum.Dayım Almanya'dan gelmişti.Bana araba sürmeyi ne zaman öğreteceğini sorup duruyordum.Almanya'dan Ordu'ya kadar arabayla geldikleri için onu dünyadaki en iyi şoför sayıyordum.Öğretmenlere yapılan büyük zamdan beri babamın biriktirdiği paranın araba almaya değil ev almaya gideceğini öğrenince çok kızmıştım.Biz de kiracıydık.Allah razı olsun Batum göçmeni ev sahiplerimiz, bize kiracı olduğumuzu hiç hissettirmemişlerdi.Kardeşim bir ara onları dedesi ve anaannesi bile zannediyordu.Öyle bir şey olmadığını anlatmaya çalışınca bana inanmaz,koşup hemen annemlere sorardı.Onlar da bu bilgiyi düzeltme ihtiyacı hissetmezdi.İç organların yerini tamamıyla yanlış öğrettiğim günden beri bana inanmazdı zaten böyle konularda.Kardeşimle emsal yaştaki kuzen dalaşmışlar, burunları kanayarak gelmişlerdi yanımıza.Sofradaki herkes dalga geçmişti onlarla.Epey utandıklarını hatırlıyorum.O gün de öyle geçti... Ertesi sabah, herkes birbirine aynı haberi aktarıyordu: İstanbul'da büyük bir deprem olmuştu.İstanbul'da akrabası olan telefona sarılıyordu fakat hatlar kilitlenmişti.Orduluların yarısı gurbette yaşadığı için bu hatların kilitlenmesinde hemşehrilerimin büyük payı vardı.Uzun zamandır neredeyse hiç görüşmediğimiz amcamın vefat haberini aldık akşama doğru.Açık söyleyeyim ben amcamın öldüğüne çok üzülememiştim.Tanımıyordum ki adamı doğru düzgün.Herkes sus pus olmuştu.Annem babamın evde sigara içmesine hiçbir şey demedi.Bir de duyduk ki Firuzelerin kaldığı apartman da çökmüş!Akrabalarıyla beraber kalıyorlarmış,kendi evleriymiş.Büyük bir apartmanmış.Apartmanın adı:Yeşiller Apartman.Ben Firuzelerin soyisminin Yeşiller olduğunu o akşam öğrendim.Gözlerimde bir üzüm buğusu birikti.Saklamaya uğraşmadım.O üzüntü, dayımın bana araba sürmeyi öğretmesine kadar hiç azalmadı.
Güz güneşinden hüzünlü
İlk yazdan şendik
- S O N -
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder