28 Nisan 2016 Perşembe

Göğercin Uçuverdi - 1


 "Hiç kafanızın içinde çalıp duran bir şarkı,sizi yerden yere çarptı mı ?" 
                         - Göğercin Abbas -
               *      *       *
  Göğercinlere Sitem, Sahne No:8,               Mekan:Cümbüşkenar 
  (Merdivende Monolog)
- Kirli sepeti gibi doldum. Nah, burama kadar geldi. ( Parmağını göbek deliğine sokar ve içine kaçan pamukları çıkarır.)Pipetsiz bir meyve suyu gibi ertelendim. ( Her biri farklı renklere boyalı basamaklarda, dikkatlice bir aşağı bir yukarı yürür. )Ne zamandır görüşememiştik.Biliyorum benim için de kanat çırpıyorsunuz ama öyleyse neden kendimi bir hapishanedeymiş gibi hissediyorum.Beni seviyorsanız gerçekten, alın çıkarın bu amına koyduğumun yerinden ! ( Merdivenin korkuluklarına vuracakmış gibi yapar ve ellerini çekip başının üstüne koyar.)Haberci kardeşlerim, göğe erici kardeşlerim ! Sorarım, nasıl birbirimizin kardeşi olabiliriz yeterince haberleşmeden? Neyse, bu soruyu boş verin.Söyleyin,siz içinizdeki mutluluğu paylaşmadığınızda nasıl kıvranmazsınız durduğunuz yerde ? 
                 
(Susamlarla merdivende durmaya ikna edilen bir grup güvercin el çırpmayla korkutulur ve göğercinler kaçışırlar.) Ne olur gitmeyin en sevdiklerim ! Durun biraz daha halleşelim.Kızgın mısınız yoksa ? Acı bir çekirdek içi vereyim size de ödeşelim ! Öyle ödeşilmez diyorsanız buyrun güreşelim ! ( Pehlivanların yaptığı ısınma hareketlerini yapar ve şiir okumaya başlar. )

 Ödünç kalemler ile yazılan yarım öyküler...
 Bizim evin çatısına hep göğercinler tüner
 El adama hem türkü yakar, hem yüzüne güler
 Şu trafik açılsa, iyileşir mi Schumacher ?
           
Yönetmen : T-a-m-a-m ! K-e-s-t-i-k !

Bu sahne, ancak on bir günün sonunda, yirmi sekizinci seferde doğru dürüst çekilebilmişti.Göğercinleri toplamanın zorluğu ve bunaltıcı sıcaklığa ek olarak çekimlerin Ramazan ayına denk gelmesi gibi sebepler işi uzatmıştı ama değmişti. Buna set ekibi kadar sevinen, Cümbüşkenar'ın postacısı Göğercin Abbas oldu. Gelgelelim, onlar bu filmi bazı beklenmedik sebeplerden ötürü tamamlayamadılar. Biz onları orada bırakıyoruz. İşimiz onlarla değil. Merdivenin soğuğu hararetimizi almadan, Göğercin Abbas'ın hikayesinden bahsedelim yavaş yavaş.
              *    *     *
Abbas, postacılık işini sanatkarlğa çevirmiş güzel bir abimizdir. Şekspir hesabı, siparişle şiir yazıyormuşçasına dağıtır zarfları sahiplerine. Bir de adının 'göğercin'e çıkmasına sebep, posta dağıtırken takla atmak gibi bir huyu vardır.Cümbüşkenar'da bunu yadırgayan kimse kalmamıştır gerçi ama yabancılar soracak olursa : " Ben kafamın içindeki melodiye eşlik ediyorum.Taklacı göğercinlerden alıştım. Beni postacılıkla tavzif edenler de onlardır. İnanmazsanız gerdanıma sorun." tadında cevaplar verir.İnsanın içini delen yeşil bakışlarıyla bir zarfın içinde yazanları, mazrufunu açmadan bildiğine inananların sayısı hiç de az değildir.Bu insanlar Kargo Kültü'ne inananlardan az değiller, emin olabilirsiniz. Kargo Kültü'nün ne olduğuna daha sonra geleceğiz. Bakın, çok enteresan.

Cümbüşkenar denilen muhit;evleri cumbalı, merdivenleri boyalı,lambaları isli,kızları işveli,balaları neşveli bir muhittir.Göğercin, tapadak tupadak taklalarla her gün baştan başa dolandığından, her karışını,her kulacını,her endazesini bilir buranın. İşi gereği herkesin adresini ezbere söyler. Her hanenin ayrı bir hikayesi olduğunu da bilir ama bunu dillendirmez, kendine saklar.

Göğercin'in postacılık sanatını icrası çok seyirli bir şeydir anlayacağınız.Yalnız şansınıza küsün. Bugün, Göğercin'in emekli olmadan önce çalıştığı son gün. Bu yılların kartlaştıramadığı Göğercin, son defa kartpostal dağıtacak.Şu an kafasındaki teybin içinden yükselen şarkıya eşlik eden taklalar;ne bozuk atan havaya ne gök gürlemelerine ne de kaygan zemine aldırıyor.Döne döne göğeriyor,bildiği işi yapıyor sadece.    
  
Göğercin merkez-kaç kuvvetini takatten düşürmeden yolluyordu mektupları taklaların arasından. Sanki mektup yollamıyordu da vites atıyordu yahut usta bir pokerci edasıyla elinin tersiyle kartları kesiyordu.Yol üstünde denk geldiği bir mahalle maçında rövaşatayla bir gol attı.Mahalledeki tüm eski apartumanlar,yükselen alkışların şiddetinden yerle yeksan oldu.Garip,güleç fakat içten bir selam çakma arzusu yanıyordu içinde hala bu dünyaya karşı.İleride iki kardeş birbirlerine girmişler, karşılıklı canlarını yakıyorlardı.Dert değil, bir taklalık işleri vardı.Geçti ortalarından ve bir Sadri Alışık selamı verdi Göğercin, en muzip haliyle.Son mesaisi oldukça yoğun geçiyordu. Göğercin için postaları ulaştırmak, posta kutularına bırakmak yeterli değildi. Postaların alıcılarını bulmaya çalışırdı mesela.Göğercin, Mukaddes Hanım'ı bulduğunda canı çok sıkıldı.Getirdiği mektupta, kibar bir üslupla işten atıldığı yazıyordu. Terzi Mukaddes'in kocası Buldozer Sezer, kumar belasına satıp savmıştı malı mülkü.Son zamanlarda da karısını döver olmuştu hergele.Yüzündeki morluklardan mütevellit işe gidemeyen Mukaddes, işinden olmuştu yani.Cümbüşkenar dediysek, Cennetmekan demedik.Mesai bitti.
        *          *          * 
Göğercin, Cümbüşkenar'ın çöplerinin yığılı olduğu arazide kendisine güzel bir oturak yapmış, mektup yazmakla iştigal ediyordu.Postacılar da mektup yazar.Ne sandınız! Hava karardığı için ışığa ihtiyaç duydu bir ara. Çakmak gözlerinin feri de sönmeye başlamıştı. Motorunu ebediyyen sessize aldığı Buldozer'in tepesinden kalkıp arandı şöyle bir.İlkin kendi ceplerine sonra Sezer'in ceplerine baktı.Sezer'in izbe yerlerde parti atarken kullandığı el fenerini fark edip aldı iç cepten. Kartal ve Pendik, yazdık yazdık sildik... Göğercin iyice kevaşe olan kağıdı avucunda buruşturdu.Kırış kırış ettiği kağıdı parçalayıp Buldozer'in uygun boşluklarına monte etti. Buldozer'in deposunu, her daim cebinde gezdirdiği konyakla bir güzel fulledikten sonra kağıt parçalarını ateşe verdi.Göğercin'in posta işini ciddiye aldığını daha önce söylemiştim size. Daha iyi gösteriler yapmıştı gerçi ama bu da postacılık kariyeri için iyi bir jübile sayılırdı.Mektubunu yazamasa da, elleri dert görmesin, bir postalama işlemini daha başarıyla yerine getirmişti. Göğercin,emekli ikramiyesiyle dünya turu yapmayı planlıyordu.Birden ya bu planını hatırladı ya da Buldozer'in lastikleri koku yaptı,ayağa fırladı ve çöplüğü horozlarına terk edip gitti.

Göğercin'in gözlerinin feri canlanmıştı, gençliğindeki gibi.Ablamız, ciğerimiz Sezen Aksu'nun, Göğercin Abimiz için Erkek Güzeli şarkısını söylediği yıllardaki gibi.İçinde bir ateş uyanmıştı. Ve öyle bir esnemişti ki, dünyayı yutabilecek kadar açmıştı ağzını.Hele bir yarın olsun da o zaman görün siz.

        *         *         *

               
   

24 Nisan 2016 Pazar

Yalaz Sıraya Girmez

    Bir çocuğun üstünü aradılar, üzerinde silah var mı diye bakmak için. Hangi savaş çeşidi bunu anlamlı hale getirebilir ki ? Sonra o çocuğa tecavüz ettiler. Hangi büyük merhamet bunu affedebilir ki ? Daha sonra çocuğun ailesine pay verdiler, susturmak için. Bu hepsinden kötüsüydü. Bu var ya bu, hepsinden daha kötüsüydü !
   İşte yaşadığımız çağ böylesine ruhu emilmiş, suyunu çekmiş bir çağ. Goncalozların sardığı hongullamış bir çağ. Bir feta, bir delikanlı lazım ki buna yüreğini sapan yaparak ağlamalı. Bense şimdi, elime makul bir çıra almak istiyorum ve saf gönülleri ferahlatmak için doğru hedefleri yakabilmeyi diliyorum. Hemen burada gözümüzün önünde yanmalılar! Çünkü bazı haksızlıklar yaşandı...

   Benlikler, sakız gibi şişiyor ve patlıyor. Tadı çabucak kaçan şekerli sakızlar...  Her yere patlayan benliklerin irinleri bulaşmış. Kendi panzehirini bulmanın zevkini tatmak için zehir içenlerin dünyasındayız. Mikroplarla ittifak içinde acımasız bir ilaç piyasası da cabası. Televizyonlar çoktandır renkli, elma şekeri artık pek tüketilmiyor, grafiti güzel bir sanat ve zamanın ruhu siyah-beyaz. Size de öyle gelmiyor mu ? Ah, belki birden çok doğru vardır. Kendimizi kandırıyoruz sabah-öğle-ikindi-akşam-yatsı. Ben yatsıyla sabah arasında biraz sahicileşiyorum. Geçip giden mayıs böceklerinin parıltısıyla aydınlanmaya kalkıyoruz. Çoğu zaman o ışıkların söndüğünü bile kabul etmeden uyur-gezer bir hayat yaşıyoruz. Her şey kabul meselesi. 
   İsyan etmenin karizması kalmadı çok. Oysa itaat edip kurtulmayı masum bulmamıştı bazılarımız. Kırıcı olmak istemem o yüzden, ben yakma taraftarıyım. Birbirinin ağzındaki sakızdan iğrenmeyenlerin düzeni yakılarak dezenfekte edilmeli. Ev sahiplerine acımıyorum. Zira ev sahibiyim diye gezinenlerin hiçbiri ev sahibi olamaz. Kiracıyım diye alçak gönüllü olmayacağım, herkes kiracı. Mal da yalan mülk de yalan, hani bunun ilk sahibi ? Böyle miydi ? Madem öyle, olimpiyat ateşlerinden daha alımlı sabotaj yalımları yalazlanmalı. Bunun gençlikte görülen saman alevlerinden olmadığı inancındayım. Enver Paşa ve Süleyman Asgari geldi aklıma... Dikkat ! 
   Rahat ! Hem, ömre sığmayan gençlik heveslerinin olması mümkündür. Bunu söylemek için ölmüş olmak falan gerekmez. Nereden çıkartıyorsuzunuz ki böyle şeyleri ? Bunu sizin mi sormanız gerekiyordu ? Özür dilerim.  
   
   Allah diyen bukalemunların rengini takip etmekten daha kolaydır çirkin bir kargaya kulak vermek. O bazılarımız olmayan bazıları, onun anlattığı şeyde bir mana olabileceğine bile ihtimal vermezler. Ne kadar yazık ediyorlar ! Anlatılmayanlardaki manayı keşfedenler ise anlatılanları idrak edenlerden daha ziyade saygıyı hak ediyorlar. Allahım, ne gizli saklı, dikkat çekmeyen yolcuların vardır senin ! 'Nereden alıp nereye getirdin' diyeceksiniz biliyorum. Ama bunu bilmek bana lafı bağlamak için imkan verdiği halde ellemeyeceğim hiç. Nasıl olsa bir gün bunu da yakacağım. Hahaha ! Gülmemi tutmalıyım, ciddi bir yerdeyiz. Hala, fetanın o atlayıp kaybolan balık olayından bahsedemediği dönemdeyim. Ama tabi ben olmadı, başkası olur. Bir bakmışsınız Tatar Ramazan gelmiş. Ha ben yakmışım ha Tatar Ramazan, ne  fark eder. Yeter ki yakılsın, sabahın önü açılsın. 

                                         


   

21 Nisan 2016 Perşembe

Gizli Kibir


Her insanda olur kusur
Çok deştin mi kaçar huzur
İnsanlar burun kıvırır
Yollarına çıksa Hızır

Dünya derler bir alçak yer
Ram olanlar ona benzer
Ölüm vardır şu gün geçer
Dam olacak soğuk mermer

Güç olsa da söyle şiir
Zanlarına olma esir
Aruz ne ki, cifir nedir ?
İnsan kadar zoru yoktur

Uzun ettim bu kafidir
Sabır, celb-i menafidir
Hüsrandayız demem odur
Aç bak ne der, suretü'l asr

  - Sarı Ömer -


Not : ( Yeni hikayeler yazmak için çok zaman kaybettim. Değerli okurlarımdan özür dilerim. )