Baba, televizyona yakın olan koltukta tek başına oturuyordu. Anne ortada olmak üzere öbür koltukta oturan diğer üçü, birbirlerinden habersiz, gözleri dalmış, sıkıntıdan başörtülerini kemirme raddesine gelmişlerdi. Küçük kız Hanife bekar, büyük kız Habibe başı bağlıydı. Köyden eli iş tutan bir oğlanla baş göz etmişlerdi. Başta itiraz etti ama sonra büyüklerinin kararına baş eğip razı göründü.Ağırbaşlı çocuk diyorlardı nişanlandığı oğlan için. Askerden dönsün hele tanırdı kocasının huyunu suyunu o da herhalde. Başına çorap örecek değildi ya ailesi.
Spikerin 've gooool !' diye ünlemesi, Kayabaş Ailesinin başına kara bir duman olup çökmüştü. Baba Kayabaş'ın, ailesinden daha fazla değer verdiği, canla başla desteklediği takım son saniyelerde gol yemişti. Erol Kayabaş,öfkesinden kumandayı eline alıp başına çaldı. Başörtülerinin ucunu geveleye geveleye kızların başı açıldı. Derbi maçlarının olduğu günler başına gelmedik iş kalmayan kumandanın pillerinden birisi, Habibe'nin ayağına geldi.Habibe, ayağı acımış ayağına yatıp, numaradan yaygara kopardı. Sonra şamatadan istifade, kumandaya doğru hareketlendi. Yaşı daha on beş Habibe'nin, bakmayın nişanlı olduğuna.Hanife de öbür baştan sıçrayıp ayak altındaki pilleri topladı. Fethiye Hanım ise, bu aile içi başkaldırıya girdiği küçük gülme kriziyle arka çıktı. Fethiye Hanım nedense, en neşeli hallerinde bile şöyle katıla katıla, uzun uzun gülmezdi.Dişleri görünecek olsa utanırdı kadın kendi evinde bile.
* * *
Fethiye Hanım'ın çekingen kahkahası söndüğünde, sanki kızların başından kaynar sular dökülmüşltü. Ayarsız orospu çocuğu Erol Büyükbaş, iki saattir osurup yayıldığı mevzisini bırakmış ve havaya kaldırdığı ayağının topuğu ile karısının karnına karnına indiriyordu. Ayağa kalksa, kocasının cüssesinin yarısı etmeyen kadıncağız, başını belaya sokan şeyin ne olduğunu bilmeden dayak yemeye başlamıştı.Moskof'un çekip çıkarttığı itoğlu it, öyle bir kontrolden çıkmıştı ki, gerilip indirdiği her tekmede bundan haz alırmış gibi başını sallıyordu bir de. Fethiye Kadın'ın soluğu kesilmişti ama Erol dayağa devam ediyordu. Adamın başucu kitabı, 'nitelikli orospu çocuğu olmanın incelikleri' idi çünkü. Hanife'nin krakerden zayıf kollarında genetik babasını engellemeye yetecek kuvvet yoktu ki ! Yine de adamın kollarına asılmış, annesinin kurtarmaya çalışıyordu.
Ayakların direncinden odadaki halı yerinden kaymıştı ve toplanmıştı. Fethiye Hanım daha iki gün önce pataklayıp silkmişti bu halının tozlarını kızlarıyla birlikte.Bu sırada hala bangır bangır çalan televizyonda, dönemin iktidar partisinin yarın yapacağı bir mitingin reklamında, Başbakan'ın eski mitinglerinden bir kesit gösteriliyordu: "Biz zibil zilyon vatandaşımızın ali menfaatleri içün, bu yolda başımızı vermeye hazırız hazır !" Bu reklama iyi para verilmişti, birazdan reklam başa sardı.İki defa daha olacaktı bu.
Erol'un dirsek darbesiyle yere yığılan Hanife'nin başı zonkluyordu. Erol bir kere ayaklandı mı geri oturmak bilmeyen bir amigo gibi kendisini hayvanlığa vermişti. Fethiye, elleriyle başını, dizleriyle karnını korumaya çalışıyordu. Sonra her şey durdu.
Şiddetli bir ses yankılandı duvarlarda. Başbakan sus pus oldu. Kavgaya kulak kabartan konu komşu başlarını geri çekti korkuyla.LCD ekran televizyonun camları saçıldı halıya ve koltuklara. Bir cam kesiği perdeyi delip geçti, kimse görmedi...
Habibe az önce babasının annesine saldırdığını görünce ana-babasının yatak odasına yönelmişti. Maç kazanılsaydı maganda usülü kurşun atma işini görecek olan tabanca, baş yastığının altındaki yerinde değildi şimdi. Habibe, babasının ruhsatsız silahı elinde, Erol'un karşısına ruh gibi dikilmişti. Aynen onun gibi konuşmadan ve gülmeden duruyordu. Tekrar patladı silah. Kurşun, doğrudan Erol'un sol ayağını hedef
aldı.
Hanife ilk silah sesinde bayılmıştı. Başı, boynunu taşımaya daha fazla güç yetirememişti.
Habibe, 'Yalnız Efe' gibi mehabet kazanmıştı. Hani şu, altı yaşında halasından'azıcık aşım kaygısız başım' demeyi öğrenen Habibe! Hani şu; bulaşıkla temizlik arasında geçen, bir ayakçı kadar değer gördüğü hayatını, başka bir evin içine taşımakla kaderinin değişeceğini zanneden, on beş yaşındaki Habibe! Kendi hayatının normaline göre, erkek çocuk doğurmakla mükellefti. Şu an ise bilinmezlere gebeydi.
Erol, vicdanındaki gediklerden değil ama ayağına saplanan kurşunun ağırlığından devrildi yere. Ve son bir kez daha patladı silah, yüz elli beş çevrilirken külüne muhtaç olunan komşuların telefonlarından.
'Yaprak Dökümü', Kayabaş Ailesinin evine uğramıştı o akşam.
- S O N -