"Hiç kafanızın içinde çalıp duran bir şarkı,sizi yerden yere çarptı mı ?"
Ödünç kalemler ile yazılan yarım öyküler...
Cümbüşkenar denilen muhit;evleri cumbalı, merdivenleri boyalı,lambaları isli,kızları işveli,balaları neşveli bir muhittir.Göğercin, tapadak tupadak taklalarla her gün baştan başa dolandığından, her karışını,her kulacını,her endazesini bilir buranın. İşi gereği herkesin adresini ezbere söyler. Her hanenin ayrı bir hikayesi olduğunu da bilir ama bunu dillendirmez, kendine saklar.
Göğercin'in postacılık sanatını icrası çok seyirli bir şeydir anlayacağınız.Yalnız şansınıza küsün. Bugün, Göğercin'in emekli olmadan önce çalıştığı son gün. Bu yılların kartlaştıramadığı Göğercin, son defa kartpostal dağıtacak.Şu an kafasındaki teybin içinden yükselen şarkıya eşlik eden taklalar;ne bozuk atan havaya ne gök gürlemelerine ne de kaygan zemine aldırıyor.Döne döne göğeriyor,bildiği işi yapıyor sadece.
- Göğercin Abbas -
* * *
Göğercinlere Sitem, Sahne No:8, Mekan:Cümbüşkenar
(Merdivende Monolog)
- Kirli sepeti gibi doldum. Nah, burama kadar geldi. ( Parmağını göbek deliğine sokar ve içine kaçan pamukları çıkarır.)Pipetsiz bir meyve suyu gibi ertelendim. ( Her biri farklı renklere boyalı basamaklarda, dikkatlice bir aşağı bir yukarı yürür. )Ne zamandır görüşememiştik.Biliyorum benim için de kanat çırpıyorsunuz ama öyleyse neden kendimi bir hapishanedeymiş gibi hissediyorum.Beni seviyorsanız gerçekten, alın çıkarın bu amına koyduğumun yerinden ! ( Merdivenin korkuluklarına vuracakmış gibi yapar ve ellerini çekip başının üstüne koyar.)Haberci kardeşlerim, göğe erici kardeşlerim ! Sorarım, nasıl birbirimizin kardeşi olabiliriz yeterince haberleşmeden? Neyse, bu soruyu boş verin.Söyleyin,siz içinizdeki mutluluğu paylaşmadığınızda nasıl kıvranmazsınız durduğunuz yerde ?
(Susamlarla merdivende durmaya ikna edilen bir grup güvercin el çırpmayla korkutulur ve göğercinler kaçışırlar.) Ne olur gitmeyin en sevdiklerim ! Durun biraz daha halleşelim.Kızgın mısınız yoksa ? Acı bir çekirdek içi vereyim size de ödeşelim ! Öyle ödeşilmez diyorsanız buyrun güreşelim ! ( Pehlivanların yaptığı ısınma hareketlerini yapar ve şiir okumaya başlar. )
(Susamlarla merdivende durmaya ikna edilen bir grup güvercin el çırpmayla korkutulur ve göğercinler kaçışırlar.) Ne olur gitmeyin en sevdiklerim ! Durun biraz daha halleşelim.Kızgın mısınız yoksa ? Acı bir çekirdek içi vereyim size de ödeşelim ! Öyle ödeşilmez diyorsanız buyrun güreşelim ! ( Pehlivanların yaptığı ısınma hareketlerini yapar ve şiir okumaya başlar. )
Ödünç kalemler ile yazılan yarım öyküler...
Bizim evin çatısına hep göğercinler tüner
El adama hem türkü yakar, hem yüzüne güler
Şu trafik açılsa, iyileşir mi Schumacher ?
Yönetmen : T-a-m-a-m ! K-e-s-t-i-k !
Bu sahne, ancak on bir günün sonunda, yirmi sekizinci seferde doğru dürüst çekilebilmişti.Göğercinleri toplamanın zorluğu ve bunaltıcı sıcaklığa ek olarak çekimlerin Ramazan ayına denk gelmesi gibi sebepler işi uzatmıştı ama değmişti. Buna set ekibi kadar sevinen, Cümbüşkenar'ın postacısı Göğercin Abbas oldu. Gelgelelim, onlar bu filmi bazı beklenmedik sebeplerden ötürü tamamlayamadılar. Biz onları orada bırakıyoruz. İşimiz onlarla değil. Merdivenin soğuğu hararetimizi almadan, Göğercin Abbas'ın hikayesinden bahsedelim yavaş yavaş.
* * *
Abbas, postacılık işini sanatkarlğa çevirmiş güzel bir abimizdir. Şekspir hesabı, siparişle şiir yazıyormuşçasına dağıtır zarfları sahiplerine. Bir de adının 'göğercin'e çıkmasına sebep, posta dağıtırken takla atmak gibi bir huyu vardır.Cümbüşkenar'da bunu yadırgayan kimse kalmamıştır gerçi ama yabancılar soracak olursa : " Ben kafamın içindeki melodiye eşlik ediyorum.Taklacı göğercinlerden alıştım. Beni postacılıkla tavzif edenler de onlardır. İnanmazsanız gerdanıma sorun." tadında cevaplar verir.İnsanın içini delen yeşil bakışlarıyla bir zarfın içinde yazanları, mazrufunu açmadan bildiğine inananların sayısı hiç de az değildir.Bu insanlar Kargo Kültü'ne inananlardan az değiller, emin olabilirsiniz. Kargo Kültü'nün ne olduğuna daha sonra geleceğiz. Bakın, çok enteresan.
Cümbüşkenar denilen muhit;evleri cumbalı, merdivenleri boyalı,lambaları isli,kızları işveli,balaları neşveli bir muhittir.Göğercin, tapadak tupadak taklalarla her gün baştan başa dolandığından, her karışını,her kulacını,her endazesini bilir buranın. İşi gereği herkesin adresini ezbere söyler. Her hanenin ayrı bir hikayesi olduğunu da bilir ama bunu dillendirmez, kendine saklar.
Göğercin'in postacılık sanatını icrası çok seyirli bir şeydir anlayacağınız.Yalnız şansınıza küsün. Bugün, Göğercin'in emekli olmadan önce çalıştığı son gün. Bu yılların kartlaştıramadığı Göğercin, son defa kartpostal dağıtacak.Şu an kafasındaki teybin içinden yükselen şarkıya eşlik eden taklalar;ne bozuk atan havaya ne gök gürlemelerine ne de kaygan zemine aldırıyor.Döne döne göğeriyor,bildiği işi yapıyor sadece.
Göğercin merkez-kaç kuvvetini takatten düşürmeden yolluyordu mektupları taklaların arasından. Sanki mektup yollamıyordu da vites atıyordu yahut usta bir pokerci edasıyla elinin tersiyle kartları kesiyordu.Yol üstünde denk geldiği bir mahalle maçında rövaşatayla bir gol attı.Mahalledeki tüm eski apartumanlar,yükselen alkışların şiddetinden yerle yeksan oldu.Garip,güleç fakat içten bir selam çakma arzusu yanıyordu içinde hala bu dünyaya karşı.İleride iki kardeş birbirlerine girmişler, karşılıklı canlarını yakıyorlardı.Dert değil, bir taklalık işleri vardı.Geçti ortalarından ve bir Sadri Alışık selamı verdi Göğercin, en muzip haliyle.Son mesaisi oldukça yoğun geçiyordu. Göğercin için postaları ulaştırmak, posta kutularına bırakmak yeterli değildi. Postaların alıcılarını bulmaya çalışırdı mesela.Göğercin, Mukaddes Hanım'ı bulduğunda canı çok sıkıldı.Getirdiği mektupta, kibar bir üslupla işten atıldığı yazıyordu. Terzi Mukaddes'in kocası Buldozer Sezer, kumar belasına satıp savmıştı malı mülkü.Son zamanlarda da karısını döver olmuştu hergele.Yüzündeki morluklardan mütevellit işe gidemeyen Mukaddes, işinden olmuştu yani.Cümbüşkenar dediysek, Cennetmekan demedik.Mesai bitti.
* * *
Göğercin, Cümbüşkenar'ın çöplerinin yığılı olduğu arazide kendisine güzel bir oturak yapmış, mektup yazmakla iştigal ediyordu.Postacılar da mektup yazar.Ne sandınız! Hava karardığı için ışığa ihtiyaç duydu bir ara. Çakmak gözlerinin feri de sönmeye başlamıştı. Motorunu ebediyyen sessize aldığı Buldozer'in tepesinden kalkıp arandı şöyle bir.İlkin kendi ceplerine sonra Sezer'in ceplerine baktı.Sezer'in izbe yerlerde parti atarken kullandığı el fenerini fark edip aldı iç cepten. Kartal ve Pendik, yazdık yazdık sildik... Göğercin iyice kevaşe olan kağıdı avucunda buruşturdu.Kırış kırış ettiği kağıdı parçalayıp Buldozer'in uygun boşluklarına monte etti. Buldozer'in deposunu, her daim cebinde gezdirdiği konyakla bir güzel fulledikten sonra kağıt parçalarını ateşe verdi.Göğercin'in posta işini ciddiye aldığını daha önce söylemiştim size. Daha iyi gösteriler yapmıştı gerçi ama bu da postacılık kariyeri için iyi bir jübile sayılırdı.Mektubunu yazamasa da, elleri dert görmesin, bir postalama işlemini daha başarıyla yerine getirmişti. Göğercin,emekli ikramiyesiyle dünya turu yapmayı planlıyordu.Birden ya bu planını hatırladı ya da Buldozer'in lastikleri koku yaptı,ayağa fırladı ve çöplüğü horozlarına terk edip gitti.
Göğercin'in gözlerinin feri canlanmıştı, gençliğindeki gibi.Ablamız, ciğerimiz Sezen Aksu'nun, Göğercin Abimiz için Erkek Güzeli şarkısını söylediği yıllardaki gibi.İçinde bir ateş uyanmıştı. Ve öyle bir esnemişti ki, dünyayı yutabilecek kadar açmıştı ağzını.Hele bir yarın olsun da o zaman görün siz.
Göğercin'in gözlerinin feri canlanmıştı, gençliğindeki gibi.Ablamız, ciğerimiz Sezen Aksu'nun, Göğercin Abimiz için Erkek Güzeli şarkısını söylediği yıllardaki gibi.İçinde bir ateş uyanmıştı. Ve öyle bir esnemişti ki, dünyayı yutabilecek kadar açmıştı ağzını.Hele bir yarın olsun da o zaman görün siz.
* * *
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder